Adalet Ağaoğlu,adalet,ağaoğlu

Adalet Ağaoğlu

"Kalemini İroniyle Bileyen ‘Çetin Ceviz’ Bir Yazar"

 

”Bu ülke düşünce insanlarımızı yerden yere çaldı, onları vurdu, vuramadıklarını yaraladı, bilim yuvalarının dışına kovdu; yetmedi, vatan sınırlarının dışına kovdu. Eğer arada sırada onlar için birazcık iyi bir şey yapmak zorunda kaldıysa, bunda da hep geç kaldı.”

 

Genç Cumhuriyet’in altıncı yıldönümüne birkaç hafta kala, 13 Ekim 1929 günü Ankara’nın bozkırında, Nallıhan ilçesinde bir kız çocuğu dünyaya gelir. Adını Adalet koyarlar.

 

“Çocukluk cennetinden büyüklerin cehennemine doğru kayıyordum.”

 

        O yıllarda Nallıhan’da ortaokul yoktur. Çocuklarının eğitimlerine devam edebilmeleri için işyerini Ankara’ya taşır Mustafa Efendi… Genç yazar adayı, günü geldiğinde kendi geleceğini kendisi tayin edecektir. Ailesinin teşvik ve desteğine ihtiyaç duymadan Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nin Fransız Dili ve Edebiyatı bölümüne kaydolur ve yükseköğrenimini 1950 yılında başarıyla tamamlar.

 

“Acaba hiç kendim olmuş muydum? Hiç kendimiz olduk mu? Görevlerin birlikte götürülmediği bir yerim oldu mu hiç?”

 

 

Adalet Hanım 1954 yılında inşaat mühendisi Halim Bey ile evlenir ve o güne dek Sümer olan soyadı Ağaoğlu olarak değişir. Artık hep bu isimle tanınacak olan yazarın Halim Bey ile uyumlu birlikteliği yarım asırdan fazla sürecektir. Ağaoğlu çifti, evliliğin ardından iki yıllığına ABD’ye gider.

 

“Ben aslında tiyatro oyunları yazarak başladım” diye anlatır bir söyleşisinde Adalet Hanım. “Fakat o oyunlar sansüre uğradı, devamlı sahneden kaldırıldı ve oynanmamaya başladı. Romana geçişim bu sayede oldu. Dedim ki ‘Kitap kitaptır, kimse ona bir şey yapamaz’.”

 

Oysa fazla iyimserdir Adalet Ağaoğlu. Sabahattin Ali’den Nazım Hikmet’e, Aziz Nesin’den Attila İlhan’a ve Yaşar Kemal’e değin, hayatını edebiyata adamış birçok değerli yazar ve şairin başına gelenler onu da pusuda beklemektedir. Çok geçmeden acı gerçekle tanışacak, yine de ufak tefek berelerle bu badireleri atlatacaktır. Örneğin bir başka Ankaralı yazar, kendisinden yedi yaş küçük olan Sevgi Soysal, onun kadar şanslı olmayacak, yazdığı romanlar yüzünden önce hapse atılacak, sonra da Adana’ya sürgün edilecektir.

 

 

Adalet Ağaoğlu’nun ilk romanı 1973 yılında yayınlanır. Ölmeye Yatmak, aydın bir kadının geçmişini, cinsel kimliğini, ilişkilerini sorgulaması paralelinde Cumhuriyet’in belli bir dönemindeki siyasal toplumsal yapısının da irdelendiği bir eserdir. Klasik anlatım tarzını bir yana bırakıp bilinç akışı tekniğine ağırlık veren yazar, iç monologlarla zenginleştirilmiş cesur ve sarsıcı bir roman çıkartmıştır ortaya. Tutuculuğun dayanılmaz çekiciliğinden midir bilinmez, devrin eleştirmenleri iyi not vermez Adalet Hanımın bu ilk romanına. Bilindiği üzere Oğuz Atay’ın o yıllarda yayınlanan Tutunamayanlar adlı eseri de benzer bir akıbete uğramıştır.

 

”Cahilleri çarçabuk doyuma ulaştıran sloganlardan bezginim.”

 

 

 

Ölmeye Yatmak romanının devamı olan Bir Düğün Gecesi’ni (1979), 1980 yılında yayınlanan Yazsonu takip eder. “Zaman romanı” diye de nitelenen bu eserde Adalet Ağaoğlu, anlatıcı ile kahramanın seslerinin birbirine karıştığı bir “kayıp ve umut öyküsü” anlatır. Zaman hep başroldedir bu öyküde: “Doğrusu dünle şimdiyi, şimdiyle yarını karıştırdığım anlarım oluyor. Bu durumda, zamanın ibresi, bir nabzın, bir yüreğin atışlarını ölçen araç iğnesinin ileri geri oynaması, bir sismograf göstergesinin inip çıkması gibi işliyor. Zaman dediğimiz canlı bir şey.”

 

“İşkenceyi, işkence görenleri, işkenceciyi konu alan kitapların çoksatar oluşu bile beni hep ikilemler içinde bırakmıştır. Acılar satılıyor.”

 

 

1993 yılında yazarın Romantik Bir Viyana Yazı adlı romanı yayınlanır. Yazar ve eleştirmen Semih Gümüş’ün Yazının ve Tarihin Bilinci adlı eserinde ayrıntılı olarak ele aldığı ve “çetin ceviz” olarak nitelediği bu çok katmanlı eserin yayınlanmasının üzerinden üç yıl geçmiştir. Adalet Hanım sık sık yaptığı gibi Boğaz’da tek başına yürüyüşe çıktığı bir gün, yoldan çıkan bir aracın çarpmasıyla ağır yaralanır. Kendisini hastanede ziyarete gelen şair Can Yücel’in “Sen Türkiye’nin en güzel kazasısın” şeklindeki esprili ifadesi, yıllar sonra yazar ve eleştirmen Feridun Andaç’ın kazazede yazar ile yaptığı nehir söyleşi kitabının kapağına yerleşecektir. İki yılını hastanede tedavi görerek, ameliyatlarla boğuşarak geçiren yazar, başına gelen bu talihsiz kazadan çok etkilenir.

 

 

Adalet Ağaoğlu, 2010 yılında kişisel arşivini Boğaziçi Üniversitesi Kütüphanesi’ne bağışlar. Araştırma Odası adı verilen bir mekânda yazarın masası, daktilosu, ödülleri ve plakları gibi özel eşyalarının yanı sıra eşiyle ve bazı arkadaşlarıyla yazışmaları da yer almaktadır. Yazarın kütüphanesindeki eserlere ilaveten, 1996’da geçirdiği kaza sonrasına ait belgeler ve okurlarından gelen mektuplar da bir dosya içerisinde sergilenmektedir.

 

        …

 

Tüm yaşamını, gözlediği, düşündüğü, inandığı şeyleri eserlerinde hiç taviz vermeden dile getirmeye hasreden Adalet Ağaoğlu, aralarında Türk Dil Kurumu Tiyatro Ödülü, Sait Faik Hikâye Armağanı, Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü, Orhan Kemal Roman ArmağanıMadaralı Roman Ödülü, Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Ödülü’nün de bulunduğu birçok ödüle layık görülmüştür.

 

*  *  *

 

Adalet Ağaoğlu’nun sözlerinden birkaç alıntı, hayatından birkaç kesit... hikâyesinin bütünü 2019 yılının ilk aylarında yayınlanacak olan Yazdıklarıyla Yaşayanlar 2 adlı eserde yer alacak.  

 

2018 yılının Nisan ayında yayınlanan Yazdıklarıyla Yaşayanlar’ın arka kapağından…

 

Öldükten sonra tüm yazdıklarının yakılmasını isteyen Kafka…

En büyük zaafı kumardan kaçıp Kumarbaz’ı yazan Dostoyevski…

Varlığına delil ararken elinde kalem bulan Camus…

Bir savaşın ortasında tüm coşkusuyla yurtsuz kalan Stefan Zweig…

Ve daha birçok yazarın o hep bilmek istediğimiz hikâyeleri…

Yazdıklarıyla Yaşayanlar ruhumuza dokunan büyük yazarların, eserleriyle iç içe geçmiş hayatlarını anlatıyor. Hasan Saraç, okuma serüveninde yazarlarla kurduğu dostluğa okurlarını da dâhil ediyor.

Altını çizdiğimiz cümlelerin sahiplerini yakından tanımak, hikâyelerinin hikâyesini dinlemek ve yazarların hayatlarına şahit olmak için Yazdıklarıyla Yaşayanlar bir başucu kitabı.

 

Kitabın Önsözü

Ne kadar yetenekli, değerli, ünlü olurlarsa olsunlar, insan olarak yazarlar hemcinslerinden pek de farklı değildir.

Onlar da tüm insanlar gibi doğar, büyür, hayal kurar, paylarına düşen sevgi, öfke, aşk ve acıları yaşarlar. Hayatları doğal nedenlerle, dış etkilerle ya da kendi kararlarıyla son bulur.

Ama onları diğer fanilerden ayıran sınırsız bir tutku vardır. Yazma, yaratma ve yazdıklarını olabildiğince geniş kitlelerle paylaşma tutkusu. Bunun dışında kişilikleri, hayat tarzları, fikirleri, tercihleri birbirlerinden çok farklıdır. Esin kaynakları, konuları, hatta teknikleri bile…

Bizim onlara duyduğumuz saygı ve hayranlığın nedeni ise kişisel görüşleri, inançları ve tercihlerinden ziyade edebiyat dünyamıza, hayal âlemimize yaptıkları katkılar değil midir? Romanlarının, hikâyelerinin yani tüm yazdıklarının sihriyle yaşamazlar mı kalbimizde?

Yazma sanatına kattıkları değer, harcadıkları emek elbette tartışılmaz. Kimi yazarlar bu noktaya yetenekleri sayesinde geldiklerini düşünür. Kimileri de yetenek yüzde bir ise, geri kalan yüzde doksan dokuzun sabırla, azimle yılmadan çalışmak, yazmakla yaşamayı özdeşleştirmek olduğuna inanır.

Yani yazma sanatı konusunda da farklıdır düşünceleri.

Ve her yazarın farklı bir hikâyesi vardır. Doğdukları yerler, aileleri, gittikleri okullar, ilk yazdıkları şiirler, öyküler, ilk sevgilileri… Yazma tutkusunun yüreklerinde nasıl kök salıp yeşerdiği… Hepsi bu hikâyenin kilometre taşları, dönüm noktalarıdır. Ardından eserler ortaya çıkar birer birer. Heyecanlar, sevinçler, düş kırıklıkları…

Bir de pek bilinmeyen gizler vardır yaşamlarında.

Onların yazdıklarına ilgi duyanların, nasıl yaşadıklarına da ilgi duyacaklarına inanıyoruz. Hatta sadece nasıl yaşadıklarını değil, yaşarken neler söylediklerini de merak edeceklerini düşünüyoruz.

Yazdıklarıyla ufkumuzu açan, duygu ve düşünce dünyamızı zenginleştiren Türk ve yabancı yazarlar arasından seçtiklerimizin hikâyelerini bulacaksınız bu kitapta. Bu seçimi yapmanın güçlüğünü, edebi eserleri bilimsel kıstaslarla değerlendirmenin olanaksızlığını, kişisel tercihlerin kaçınılmaz rolünü takdir edeceğinize inanıyoruz.

Bu duygularla, sizlere yirmi beş değerli yazarın hikâyesiyle merhaba diyoruz.

Yazdıklarıyla yaşayanların hikâyeleri bitmez.

İleride başka hikâyelerde buluşmak dileğiyle…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


HASAN SARAÇ'ın

ESERLERİ