John Steinbeck,john,steinbeck

John Steinbeck

"Edebiyat Dünyasının İnsan Hakları Sözcüsü"

 

  

 “Yalnızlık çeken yazar, sinyaller gönderen uzak bir yıldız gibi iletişim kurmak ister. Bir şey anlatmıyor, öğretmiyor ya da buyurmuyordur. Daha ziyade bir anlam, duygu, gözlem ilişkisi kurma peşindedir. Bizler yapayalnız hayvanlarız. Bütün bir hayatı daha az yalnız olmaya çabalayarak geçiririz.”

 

On sekizinci yüzyılın sonlarına doğru, Kaliforniya’nın kuzeyindeki bir yarımadanın tepelik ucuna kurulmuş bir şehirdir San Francisco. Kuruluşundan yüzyılı aşkın bir süre sonra, 27 Şubat 1902 günü, şehrin güneyindeki Salinas kasabasında bir erkek çocuğu dünyaya gelir. İki küçük dükkân işleten ve aynı zamanda ilçenin haznedarlığını yapan John Erst Steinbeck ile ilkokul öğretmeni Olive, yeni doğan oğullarına John adını verirler. John üç ablasıyla birlikte mütevazı bir evde büyür. Zekâsıyla dikkat çeken çekingen bir çocuktur. Yaşadığı kasabayı ve çevrelerini kuşatan büyük çiftlikleri gözlemleme alışkanlığındadır. On dört yaşında yazar olmaya karar verir ve şiirler, hikâyeler yazmak için odasına kapanır.

1929 yılının Amerikan tarihinde önemli bir yeri vardır. Ekim ayında New York borsasında başlayan çöküş zamanla ülkenin dört bir köşesine dalga dalga yayılacak, uzun yıllar sürecek olan kriz döneminde işsiz kalan insanlar sefalet içinde yaşarken, bu süreç onu en yakından gözlemleyen John için de acı fakat değerli bir esin kaynağı olacaktır.

 “Yazar, yaptığı işin Dünya’daki en önemli iş olduğuna inanmak zorundadır. Ve doğru olmadığını bildiği zaman bile bu yanılsamayı sürdürmelidir.”

Yazarların, enerji ve yaratıcılıklarının en üst düzeye çıktığı dönemler vardır. Steinbeck’ler Monte Sereno’daki evlerinde yalnızca iki yıl kalırlar ve John bu süreye çok değerli iki eserini sığdırır. Bunlardan ilki, dünyaca ünlü bir klasik olarak edebiyat tarihine geçen Fareler ve İnsanlar (1937) adlı novelladır. Eserin kahramanları George ve Lennie adlarındaki iki yoksul göçmen işçidir. Kısmen zihinsel engelli olan çocuksu, yufka yürekli Lennie, arkadaşı George’a gönülden bağlıdır. İki kafadar, Lennie yüzünden başlarına gelen felâketlerden sonra yazarın doğup büyüdüğü kasaba olan Salinas’a gelip büyük bir çiftlikte iş bulurlar. Ancak Lennie başlarını yine derde sokacak ve George artık ona yardım edemeyecektir.  

 

Steinbeck’in Monte Sereno’daki evlerinde kaleme aldığı ikinci büyük eser ise Gazap Üzümleri adıyla 1939 yılında yayınlanır. Roman yoksul bir ortakçı çiftçi ailesinin Oklahoma’nın kuraklık ve erozyon yüzünden yaşanmaz hale gelmiş topraklarından, yeryüzünde bir cennet sandıkları ama onlara hiç de kucak açmayan Kaliforniya’ya göçünün hikâyesidir.

“Edebiyat, konuşmak kadar eskidir. İnsanın ona olan ihtiyacından doğmuştur ve o günden bugüne yaşanan tek değişim, ihtiyacın daha da artmış olmasıdır.” (Nobel Ödül Töreni konuşmasından)

Bu dönemde yayınlanan ünlü eserlerinden biri de Sardalye Sokağı’dır (1945). Aslında bu eser, Kenar Mahalle ile başlayan üçlemenin ikinci romanıdır. Üçlemenin son romanı ise Tatlı Perşembe’dir. Steinbeck bu romanlarında, bir zamanlar fakir bir kıyı kasabası olan Monterey’de yaşayan sıradan insanların hayat mücadelesini, sorunlarını, hatalarını ve hayallerini duyarlı bir anlatımla ele alır.

Aradan yarım yüzyılı aşkın bir süre geçer. 2014 yılının 26 Şubat günü, Monterey’in kalbindeki Steinbeck Plaza’da bir anıtın açılışı yapılır.  En tepede Sardalye Sokağı’nın yazarı John Steinbeck olmak üzere, Ed Ricketts gibi o sokağın tarihinde önemli roller oynamış renkli karakterlerin bronz heykellerinden oluşan anıt, sadece dünyanın en büyük akvaryumlarından Monterey Bay Aquarium’u görmeye gelen turistler için değil, edebiyat tutkunları için de cazip bir buluşma noktası haline gelir.

 “Fikirler tavşan gibidir. Elinize birkaç tanesi geçer, eğer onlardan nasıl yararlanabileceğinizi öğrenirseniz, çok geçmeden düzinelerce yeni fikir oluşur zihninizde” der Steinbeck. Yazar olmak isteyen okurlarına, “Olabildiğince özgür bırakın düşüncelerinizi ve hiç durmadan, tam hız yazmaya devam edin” diye devam eder. “Sakın ola ki her şeyi bitirmeden bazı bölümleri yeniden yazmaya yeltenmeyin. Bu aslında yazmaya devam edemeyenler için bir mazeret kapısıdır. Bu ayrıca, yazdıklarınızla ancak bir tür bilinçaltı ilişkiden kaynaklanabilecek akışı ve ritmi de bozar.”

 

        *  *  *

John Steinbeck’in sözlerinden birkaç alıntı, hayatından birkaç kesit...

Hikâyesinin bütünü 2019 yılının ilk aylarında yayınlanacak olan Yazdıklarıyla Yaşayanlar 2 adlı eserde yer alacak.  

 

2018 yılının Nisan ayında yayınlanan Yazdıklarıyla Yaşayanlar’ın arka kapağından…

 

Öldükten sonra tüm yazdıklarının yakılmasını isteyen Kafka…

En büyük zaafı kumardan kaçıp Kumarbaz’ı yazan Dostoyevski…

Varlığına delil ararken elinde kalem bulan Camus…

Bir savaşın ortasında tüm coşkusuyla yurtsuz kalan Stefan Zweig…

Ve daha birçok yazarın o hep bilmek istediğimiz hikâyeleri…

Yazdıklarıyla Yaşayanlar ruhumuza dokunan büyük yazarların, eserleriyle iç içe geçmiş hayatlarını anlatıyor. Hasan Saraç, okuma serüveninde yazarlarla kurduğu dostluğa okurlarını da dâhil ediyor.

Altını çizdiğimiz cümlelerin sahiplerini yakından tanımak, hikâyelerinin hikâyesini dinlemek ve yazarların hayatlarına şahit olmak için Yazdıklarıyla Yaşayanlar bir başucu kitabı.

 

Kitabın Önsözü

Ne kadar yetenekli, değerli, ünlü olurlarsa olsunlar, insan olarak yazarlar hemcinslerinden pek de farklı değildir.

Onlar da tüm insanlar gibi doğar, büyür, hayal kurar, paylarına düşen sevgi, öfke, aşk ve acıları yaşarlar. Hayatları doğal nedenlerle, dış etkilerle ya da kendi kararlarıyla son bulur.

Ama onları diğer fanilerden ayıran sınırsız bir tutku vardır. Yazma, yaratma ve yazdıklarını olabildiğince geniş kitlelerle paylaşma tutkusu. Bunun dışında kişilikleri, hayat tarzları, fikirleri, tercihleri birbirlerinden çok farklıdır. Esin kaynakları, konuları, hatta teknikleri bile…

Bizim onlara duyduğumuz saygı ve hayranlığın nedeni ise kişisel görüşleri, inançları ve tercihlerinden ziyade edebiyat dünyamıza, hayal âlemimize yaptıkları katkılar değil midir? Romanlarının, hikâyelerinin yani tüm yazdıklarının sihriyle yaşamazlar mı kalbimizde?

Yazma sanatına kattıkları değer, harcadıkları emek elbette tartışılmaz. Kimi yazarlar bu noktaya yetenekleri sayesinde geldiklerini düşünür. Kimileri de yetenek yüzde bir ise, geri kalan yüzde doksan dokuzun sabırla, azimle yılmadan çalışmak, yazmakla yaşamayı özdeşleştirmek olduğuna inanır.

Yani yazma sanatı konusunda da farklıdır düşünceleri.

Ve her yazarın farklı bir hikâyesi vardır. Doğdukları yerler, aileleri, gittikleri okullar, ilk yazdıkları şiirler, öyküler, ilk sevgilileri… Yazma tutkusunun yüreklerinde nasıl kök salıp yeşerdiği… Hepsi bu hikâyenin kilometre taşları, dönüm noktalarıdır. Ardından eserler ortaya çıkar birer birer. Heyecanlar, sevinçler, düş kırıklıkları…

Bir de pek bilinmeyen gizler vardır yaşamlarında.

Onların yazdıklarına ilgi duyanların, nasıl yaşadıklarına da ilgi duyacaklarına inanıyoruz. Hatta sadece nasıl yaşadıklarını değil, yaşarken neler söylediklerini de merak edeceklerini düşünüyoruz.

Yazdıklarıyla ufkumuzu açan, duygu ve düşünce dünyamızı zenginleştiren Türk ve yabancı yazarlar arasından seçtiklerimizin hikâyelerini bulacaksınız bu kitapta. Bu seçimi yapmanın güçlüğünü, edebi eserleri bilimsel kıstaslarla değerlendirmenin olanaksızlığını, kişisel tercihlerin kaçınılmaz rolünü takdir edeceğinize inanıyoruz.

Bu duygularla, sizlere yirmi beş değerli yazarın hikâyesiyle merhaba diyoruz.

Yazdıklarıyla yaşayanların hikâyeleri bitmez.

İleride başka hikâyelerde buluşmak dileğiyle…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

  

 

 

 

 


HASAN SARAÇ'ın

ESERLERİ