Nâzım Hikmet Ran,nazım,hikmet,ran

Nâzım Hikmet Ran

"Hayalleri ömrüne sığmayan ‘mavi gözlü dev’"

 

Memleketim, memleketim, memleketim,

ne kasketim kaldı senin ora işi,

ne yollarını taşımış ayakkabım,

son mintanım da sırtımda paralandı çoktan

Şile bezindendi.

Sen şimdi yalnız saçımın akında, 

enfarktında yüreğimin,

    alnımın çizgilerindesin memleketim,

memleketim,

  memleketim…

 

 

Nâzım orta öğrenimini Bahriye Mektebi’nde yaparken edebiyat öğretmeni Yahya Kemal Beyatlı’nın etkisinde kalacak, bu ilhamla yazdığı şiirlerle gitgide tanınmaya, ödüller kazanmaya başlayacaktır.

Sarışın bir kurda benziyordu.

Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.

Yürüdü uçurumun başına kadar,

eğildi, durdu.

Bıraksalar

ince, uzun bacakları üstünde yaylanarak

ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak

Kocatepe’den Afyon ovasına atlayacaktı.

                                       Kuvâyi Milliye’den

 

Cumhuriyet’in onuncu yılı kutlamaları kapsamında çıkan aftan yararlanıp hapisten kurtulsa da, hemen ardından Ankara'da Harp Okulu Komutanlığı Askeri Mahkemesi'nde yargılanır ve yeniden 15 sene hapse mahkûm edilir.

 “Gökyüzünü başımın üstünde görmek bana yasak.”

Macera peşinde koşmasıyla, kadınları cezbeden yakışıklılığıyla, tutkulu aşklarıyla bir bakıma Hemingway’i andıran Nâzım, yaşamı boyunca altı kez evlenir.

Karım benim!

İyi yürekli,

altın renkli

gözleri baldan tatlı arım benim;

ne diye yazdım sana

istendiğini idamımın,

daha dâva ilk adımında

ve bir şalgam gibi koparmıyorlar

kellesini adamın.

                               11 Kasım 1933, Bursa Hapishanesi

 …

Serbest kalmasından kısa bir süre sonra, Askeri Mahkeme bir kez daha sakıncalı şairin peşine düşünce, Nâzım Hikmet yeni karısını ve üç aylık oğlu Mehmet’i ardında bırakıp Rusya’ya iltica eder.

Eserleri pek çok dile çevrilen, şiirleri, oyunları, mektupları, anıları kitaplara sığmayan, hakkında tiyatro oyunları sahnelenen, filmler çevrilen, Nâzım Hikmet, nihayet 2009 yılında alınan bir Bakanlar Kurulu kararı ile Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığını yeniden kazanır.

        

---

 

Nazım Hikmet’in sözlerinden birkaç alıntı, hayatından birkaç kesit... hikâyesinin bütünü 2018 yılının sonunda yayınlanacak olan Yazdıklarıyla Yaşayanlar 2 adlı eserde yer alacak.  

 

Yazdıklarıyla Yaşayanlar’ın arka kapağından…

 

Öldükten sonra tüm yazdıklarının yakılmasını isteyen Kafka…

En büyük zaafı kumardan kaçıp Kumarbaz’ı yazan Dostoyevski…

Varlığına delil ararken elinde kalem bulan Camus…

Bir savaşın ortasında tüm coşkusuyla yurtsuz kalan Stefan Zweig…

Ve daha birçok yazarın o hep bilmek istediğimiz hikâyeleri…

Yazdıklarıyla Yaşayanlar ruhumuza dokunan büyük yazarların, eserleriyle iç içe geçmiş hayatlarını anlatıyor. Hasan Saraç, okuma serüveninde yazarlarla kurduğu dostluğa okurlarını da dâhil ediyor.

Altını çizdiğimiz cümlelerin sahiplerini yakından tanımak, hikâyelerinin hikâyesini dinlemek ve yazarların hayatlarına şahit olmak için Yazdıklarıyla Yaşayanlar bir başucu kitabı.

 

Kitabın Önsözü

Ne kadar yetenekli, değerli, ünlü olurlarsa olsunlar, insan olarak yazarlar hemcinslerinden pek de farklı değildir.

Onlar da tüm insanlar gibi doğar, büyür, hayal kurar, paylarına düşen sevgi, öfke, aşk ve acıları yaşarlar. Hayatları doğal nedenlerle, dış etkilerle ya da kendi kararlarıyla son bulur.

Ama onları diğer fanilerden ayıran sınırsız bir tutku vardır. Yazma, yaratma ve yazdıklarını olabildiğince geniş kitlelerle paylaşma tutkusu. Bunun dışında kişilikleri, hayat tarzları, fikirleri, tercihleri birbirlerinden çok farklıdır. Esin kaynakları, konuları, hatta teknikleri bile…

Bizim onlara duyduğumuz saygı ve hayranlığın nedeni ise kişisel görüşleri, inançları ve tercihlerinden ziyade edebiyat dünyamıza, hayal âlemimize yaptıkları katkılar değil midir? Romanlarının, hikâyelerinin yani tüm yazdıklarının sihriyle yaşamazlar mı kalbimizde?

Yazma sanatına kattıkları değer, harcadıkları emek elbette tartışılmaz. Kimi yazarlar bu noktaya yetenekleri sayesinde geldiklerini düşünür. Kimileri de yetenek yüzde bir ise, geri kalan yüzde doksan dokuzun sabırla, azimle yılmadan çalışmak, yazmakla yaşamayı özdeşleştirmek olduğuna inanır.

Yani yazma sanatı konusunda da farklıdır düşünceleri.

Ve her yazarın farklı bir hikâyesi vardır. Doğdukları yerler, aileleri, gittikleri okullar, ilk yazdıkları şiirler, öyküler, ilk sevgilileri… Yazma tutkusunun yüreklerinde nasıl kök salıp yeşerdiği… Hepsi bu hikâyenin kilometre taşları, dönüm noktalarıdır. Ardından eserler ortaya çıkar birer birer. Heyecanlar, sevinçler, düş kırıklıkları…

Bir de pek bilinmeyen gizler vardır yaşamlarında.

Onların yazdıklarına ilgi duyanların, nasıl yaşadıklarına da ilgi duyacaklarına inanıyoruz. Hatta sadece nasıl yaşadıklarını değil, yaşarken neler söylediklerini de merak edeceklerini düşünüyoruz.

Yazdıklarıyla ufkumuzu açan, duygu ve düşünce dünyamızı zenginleştiren Türk ve yabancı yazarlar arasından seçtiklerimizin hikâyelerini bulacaksınız bu kitapta. Bu seçimi yapmanın güçlüğünü, edebi eserleri bilimsel kıstaslarla değerlendirmenin olanaksızlığını, kişisel tercihlerin kaçınılmaz rolünü takdir edeceğinize inanıyoruz.

Bu duygularla, sizlere yirmi beş değerli yazarın hikâyesiyle merhaba diyoruz.

Yazdıklarıyla yaşayanların hikâyeleri bitmez.

İleride başka hikâyelerde buluşmak dileğiyle…

 

Hasan Saraç

 

 

 

 

 


HASAN SARAÇ'ın

ESERLERİ