Charles Dickens,charles,dickens

Charles Dickens

"Tefrikalar kralı mı, toplumsal vicdanın sesi mi?"

 “Her yolcunun kendine ait bir evi vardır ve uzaklarda gezdikçe onun değerini daha çok anlar.”

Klasik İngiliz edebiyatında ise Jane Austen’ın ardından, hayata daha gerçekçi bir açıdan bakan, sıradan insanların yaşamına odaklanırken sosyal yorumlarıyla da kolektif bilinç düzeyini yükselten güçlü bir kalem Victoria dönemine damgasını vuracaktır.

“En iyi bölümleri açık ara farkla ön ve arka kapakları olan kitaplar vardır.”

On iki yaşına geldiğinde ise, sorumsuzca har vurup harman savuran, sonunda da borçlarını ödeyemez hale gelen babası hapse atılır. O günün kuralları gereği annesi ve ailenin en küçüğü de babasıyla birlikte hapsi boylar. Önce bir ailenin yanına, sonra bir kimsesiz çocuklar yuvasına sığınan küçük Charles, günde on saat haftada yedi gün, sıçanların cirit attığı, güneş yüzü görmeyen bir ayakkabı boya fabrikasında çalışmak zorunda kalır. Çok güç şartlarda tek başına yaşam mücadelesi verirken, bir yandan da ilerde yazacağı romanların kahramanlarıyla tanışmaktadır.

Dickens’ın edebî başarısı Bay Pickwick’in Serüvenleri adlı eserinin dizi halinde yayınlanmasıyla başlar (1836).

Dickens o yıllarda devrin önde gelen gazete editörlerinden birinin kızı olan Catherine Hogarth ile tanışır ve çok geçmeden, 1836 yılında onunla evlenir. Ancak Catherine’nin Georgina ve Mary adında iki kız kardeşi daha vardır. Henüz evliliğinin ilk yılında 16 yaşındaki Mary’ye fena halde âşık olur genç yazar.

Dickens aynı zamanda bir pazarlama dehasıydı. O tarihlerde Victor Hugo’dan, Dostoyevski’ye birçok büyük yazar da romanlarını onun gibi bölüm bölüm yazar ve dergilerde tefrikalar halinde yayınlatırdı.

Bunca öykü, dizi ve romanı yayınlanırken Dickens tiyatroyla da aktif olarak ilgilenmekte, oyunlar yazmakta, hatta oyunculuk da yapmaktadır. Bir defasında, Kraliçe Victoria’nın önünde sergilenen bir oyunda bile rol almıştır.

“O, yoksulların, acı çekenlerin, ezilenlerin duygudaşıydı.  Ölümüyle İngiltere’nin en büyük yazarından biri dünyanın da kaybı oldu.”

 

Charles Dickens’ın sözlerinden birkaç alıntı, hayatından birkaç kesit... hikâyesinin bütünü 2018 yılının sonunda yayınlanacak olan Yazdıklarıyla Yaşayanlar 2 adlı eserde yer alacak.  

 

Yazdıklarıyla Yaşayanlar’ın arka kapağından…

 

Öldükten sonra tüm yazdıklarının yakılmasını isteyen Kafka…

En büyük zaafı kumardan kaçıp Kumarbaz’ı yazan Dostoyevski…

Varlığına delil ararken elinde kalem bulan Camus…

Bir savaşın ortasında tüm coşkusuyla yurtsuz kalan Stefan Zweig…

Ve daha birçok yazarın o hep bilmek istediğimiz hikâyeleri…

Yazdıklarıyla Yaşayanlar ruhumuza dokunan büyük yazarların, eserleriyle iç içe geçmiş hayatlarını anlatıyor. Hasan Saraç, okuma serüveninde yazarlarla kurduğu dostluğa okurlarını da dâhil ediyor.

Altını çizdiğimiz cümlelerin sahiplerini yakından tanımak, hikâyelerinin hikâyesini dinlemek ve yazarların hayatlarına şahit olmak için Yazdıklarıyla Yaşayanlar bir başucu kitabı.

 

Kitabın Önsözü

Ne kadar yetenekli, değerli, ünlü olurlarsa olsunlar, insan olarak yazarlar hemcinslerinden pek de farklı değildir.

Onlar da tüm insanlar gibi doğar, büyür, hayal kurar, paylarına düşen sevgi, öfke, aşk ve acıları yaşarlar. Hayatları doğal nedenlerle, dış etkilerle ya da kendi kararlarıyla son bulur.

Ama onları diğer fanilerden ayıran sınırsız bir tutku vardır. Yazma, yaratma ve yazdıklarını olabildiğince geniş kitlelerle paylaşma tutkusu. Bunun dışında kişilikleri, hayat tarzları, fikirleri, tercihleri birbirlerinden çok farklıdır. Esin kaynakları, konuları, hatta teknikleri bile…

Bizim onlara duyduğumuz saygı ve hayranlığın nedeni ise kişisel görüşleri, inançları ve tercihlerinden ziyade edebiyat dünyamıza, hayal âlemimize yaptıkları katkılar değil midir? Romanlarının, hikâyelerinin yani tüm yazdıklarının sihriyle yaşamazlar mı kalbimizde?

Yazma sanatına kattıkları değer, harcadıkları emek elbette tartışılmaz. Kimi yazarlar bu noktaya yetenekleri sayesinde geldiklerini düşünür. Kimileri de yetenek yüzde bir ise, geri kalan yüzde doksan dokuzun sabırla, azimle yılmadan çalışmak, yazmakla yaşamayı özdeşleştirmek olduğuna inanır.

Yani yazma sanatı konusunda da farklıdır düşünceleri.

Ve her yazarın farklı bir hikâyesi vardır. Doğdukları yerler, aileleri, gittikleri okullar, ilk yazdıkları şiirler, öyküler, ilk sevgilileri… Yazma tutkusunun yüreklerinde nasıl kök salıp yeşerdiği… Hepsi bu hikâyenin kilometre taşları, dönüm noktalarıdır. Ardından eserler ortaya çıkar birer birer. Heyecanlar, sevinçler, düş kırıklıkları…

Bir de pek bilinmeyen gizler vardır yaşamlarında.

Onların yazdıklarına ilgi duyanların, nasıl yaşadıklarına da ilgi duyacaklarına inanıyoruz. Hatta sadece nasıl yaşadıklarını değil, yaşarken neler söylediklerini de merak edeceklerini düşünüyoruz.

Yazdıklarıyla ufkumuzu açan, duygu ve düşünce dünyamızı zenginleştiren Türk ve yabancı yazarlar arasından seçtiklerimizin hikâyelerini bulacaksınız bu kitapta. Bu seçimi yapmanın güçlüğünü, edebi eserleri bilimsel kıstaslarla değerlendirmenin olanaksızlığını, kişisel tercihlerin kaçınılmaz rolünü takdir edeceğinize inanıyoruz.

Bu duygularla, sizlere yirmi beş değerli yazarın hikâyesiyle merhaba diyoruz.

Yazdıklarıyla yaşayanların hikâyeleri bitmez.

İleride başka hikâyelerde buluşmak dileğiyle…

 

Hasan Saraç

 

 

 

 

 

 

 


HASAN SARAÇ'ın

ESERLERİ