Merhaba...

Kitap okumaya başlayalı neredeyse elli yıl olmuş.

 

Başlangıçta, lisede tarih öğretmenliği yapan annemin önüme dizdiği romanlar vardı. Ankara’nın sıcak yaz günlerinde birbiri ardına okumaya çalıştığım o kocaman kitaplar. Hemingway’in Silahlara Veda’sı, Steinbeck’in Gazap Üzümleri, Hugo’nun Sefiller’i, adlarını şimdi hatırlayamadığım daha pek çok eser.

 

Bir de Bahçelievler’deki tek katlı evimizin odalarına dağılmış raflardan aşırıp gizlice okuduğum kitapları hatırlıyorum. Françoise Sagan’ın Merhaba Hüzün’ü. Toulouse Lautrec’in biyografisi.

 

Babam Fen Fakültesi’nde fizik profesörüydü. Eve getirdiği işleri bitirdiğinde salondaki kanapeye uzanır, saatlerce aylık tarih dergilerini karıştırır, Osmanlı padişahlarının, Napolyon’un hayat hikâyelerini okurdu.  Ya da Agatha Christie’nin Fransızca baskılarını. Ne dergiler ne de bu kitaplar ilgimi çekerdi o çocukluk yıllarımda. Öte yandan babamın kütüphanesindeki Michel Zevaco’nun on ciltlik Pardayanlar serisi en büyük tutkum olmuştu. Neredeyse artık ezberlediğim satırları döner döner tekrar okur, Catherine de Medici, Fausta, Huguenots, II. Henry arasında nefes nefese koştururken, daha hiç görmediğim Paris’in sokaklarında at sırtında dolanır, hiç tatmadığım Bourgogne şaraplarının buruk lezzetini Pardayan’la birlikte damağımda hissederdim.

 

O sıralarda Ankara Fen Fakültesi’nde okuyan ağabeyimin minik kütüphanesi ise benim gizli hazinemdi. Jules Verne’in kitaplarıyla başlayan serüven Isaac Asimov, Robert Heinlein gibi efsanevi bilim kurgu yazarlarının yayınlanmış tüm eserlerini bitirinceye kadar devam etti. Aradan seneler geçti. Geleceğin bilinmezliğine olan merakım Aldous Huxley, George Orwell,

Frank Herbert, Arthur C. Clarke, Douglas Adams derken, bitmeyen bir tutkuya dönüştü.

 

Yirmili yaşlarımda ilk olarak Kurt Vonnegut Jr. çıktı karşıma. Ardından Paul Auster, Jerzy Kosinski, Franz Kafka, Ayn Rand, Irvin Yalom, Haruki Murakami ve nice diğerleri.

 

Değişik yazın türleri, biyografiler, tarih, psikoloji…

 

İlgiyle okuduğum pek çok yazara gönülden bağlandım. Hayatımın belli dönemlerini onlarla paylaştım. Çevreme onların gözünden bakmaya çalıştım, satır aralarında onların gizemli dünyasıyla buluştum. Yarattıkları karakterlerle birlikte hüzünlendim, birlikte heyecanlandım.

 

Ve bir gün geldi, içimde usulca bir şeyler değişti.

Artık yazmak istiyordum!

 

Okur koltuğundan kalkıp yazmaya koyulduğumda bu elli yıllık potada yıllardır demlenen sihirli iksirin mayasıyla kendi tarzımı yaratmayı hayal ettim.

 

En başta oluşturduğum konsepte bağlı kalarak, konular ve türler farklı olsa da, karakterlerin birden çok romanda birbirleriyle buluşacağı, akıl-duygu dengeleri içinde fantastik mistik boyutları olan projeler arasında dolaşıyorum. İlişkimizi besleyip pekiştireceğine inandığım bu beraberliğin uzun yıllar süreceğini umuyorum.

 

Sürc-i lisan edersem affola!

Sevgiyle kalın,

9 Ocak 2009
Kalamış